Translate

31 Temmuz 2015 Cuma

Yunanistan'a dair izlenimler ve çağrışımlar

24 / 07/2015
Trakya'da uzun bir gün,  bir türlü işimizi halledip sınıra yonelemiyoruz.  Aksilikler içinde sapsarı ayçiçek tarlaları insanı güzelleştiriyor ve bir de çingeneler...
Lüleburgaz'da dolmuşa binen bir şopar kızan (çingene çocuğu) rol yeteneğini sergiliyor;  abartılı hareketlerle şortunda ceplerini aradı ve cepsiz şort giydiğine inanamadı, tabi ki parası yoktu... Para vermeden dolmuşa binmesi normalmiş gibi şoförun arkasına oturup bir de muhabbet etti ineceği yere kadar. Ah! Bu çingeneler,  dünyanın tek anarşist halkı, hiç bir otorite umurlarinda değil. Keşan'a kadar dolmuştan izliyoruz ayçiçek tarlalarını ve güneş de batmak üzere. Ipsala sınır kapısına giden yönde otostop çekiyoruz. Bizi alan arkadaş kısa bir süre sonra başka bir otostopçuyu alıyor.  Fransızmiş ve Etiyopya'dan uçakla Istanbul'a gelmiş, 2 ay da Balkanlar'da gezecekmis. Bizi arabasına alan kişi Ipsala'dan başka yöne gidiyor. Ipsala'da sivrisinek ordusunun içine düşüyoruz.  Üçümuz de dans eder pozisyondayiz. Devasal bir çeltik arazisinin içine düşmüşüz. Bölge Türkiye'nin pirincinin 3/2 sini karşılıyormus. Dans ederek sineklerle mücadele ettiğimizi gören bir abi bizi sınıra bırakmak istiyor, çok seviniyoruz. Esas facia sınır kapısında,  Fransız arkadaşımız Baltazar dayanamıyor ve üstüne uzun bir şeyler giyiyor. Yunanistan tarafına yürüyerek gidemezmişiz, Yunan askerleri tampon bölgesinde bizi vururmuş, Baltazar o arada sivrisineklere dayanamayıp gümrükteki ofise geçiyor,  bizi de tampon bölgeden geçirmek için gençten bir mimar alıyor, muhabbet muhabbeti açınca bizi Gümülcine'ye (Komotini) bırakıyorlar. Onlar da Tasos adasına devam ediyor. Meydanda devasal çınarlarin altındayiz. Çingene çocukları ya dileniyor ya da bir şeyler satarak para kazanıyor. Arkamizdaki meyhanede rakı masasına 2 çingene klarnet ve darbuka çalarak aldırma gönül ile eşlik ediyor. Biz de nereye gidecegimizi bilmeden bir bara oturuyoruz. Etraf çok tanıdık,  Türkçe konuşanlar, Türkçe şarkı söyleyenler hatta bir ara bir köpeğe  "çü be" diyeni bile duydum. Trakya'da kullanılan ama Anadolu'da bilinmeyen köpek kovma ünlemi. Üniversiteye gittiğimizde arkadaşlarımız tarafından dalga konusu olmuştu.  Gün başka bir güne dönerken biz hala nerede kalacağımizi bilmiyoruz.  Gümülcine'nin kuzeyindeki dağlara yöneldik kamp kurmak için,  şehirde yürürken kocaman bahçeli, panjurlari kapalı bir ev gördük, bahçesine girip çadırı kurduk. Kocaman çam ağaçlarının altındaydı küçücük çadırimiz. Sabah güneş doğarken gugucuk (biz Trakya'da gugute diyoruz) kuşlarının ötüşü ile uyandık. 

Ilk sabahimiz


 Konu komşuya görünmeden güne başladık. Akşam bir cami görmüştük,  oraya gidip sabah temizliğimizi yapmak istedik. Caminin avlusunda lavaboyu bulamayınca Türkçe konuşan iki kişiye sorduk. Verdikleri cevap; "a be tii orda." Çocukluğum Trakya'da geçmesine ve konuşmalar bana çok aşina olmasına rağmen yine de  komik geliyordu. Iki kişi içeri girdi,  çıkarken de Yalçın'a "var orda sabun git yıkan be" diye öneride bulundular. Aslında yolculugumuzun başındaydik, halimiz çok mu perişandi anlayamadık. Yine bir abi ile günaydınlastik,  Mustafa Abi. Caminin arkasındaki eski çarşıda dükkanı varmış, sabah kahvesine davet etti. 

Sabah, Gümülcine kahvesi


Dükkanda bir yandan muhabbet ettik bir yandan da dükkanın önünü güne hazırladık.  Azınlık olarak Türkler'in 3 milletvekili ile  Çipras' a verdiği destekten bahsetti. Sevindiriciydi bu haber. Dükkanda güğümler dikkatimi çekiyor.


Çocukluğumun güğümleri

 Çocukluğumuzda annemin sağdığı sütü kardeşimle iki yanından tutarak mandiraya götürürdük. Direnler,  çapalar, sobalar, fenerler... 


Eski çarşı

Eski çarşı kültürel varlık olarak koruma altındaymis. Keyifli bir sabah,  ordan kalkıp parka gidiyoruz. Kamp için mutfak malzemelerimiz yanımızda. Parkta kahvaltı hazırlıyoruz. Yumurta dahi kızartıyoruz. 


Yalçın kahvaltı hazırlıyor


Selanik'e gitmek için tren istasyonuna gittiğimizde trenin kalmasına 4 saat var. Otostop çekelim diyoruz,  2 saat otobanda bekleyince Avrupa'da otostopun çok da mümkün olmadığını anlıyoruz. Tekrar treni beklmeye devam. Kavala tarafı tütün tarlaları ile dolu hatta Kavala'da tütün müzesi bile varmış. Yolculuk sessiz, sakin, keyifli geçiyor. Gece Coucsurfing'den davetimizi kabul eden Dimitris' teyiz. Motorikletli Alman başka bir  gezgin daha var, Armin. Yunanistan sırt çantali Couchsurfing kullanan gezginlerlerle dolu. Kalacak yer bulmak çok zor oldu. Tanışma muhabbetleri ediyoruz. Dimitris ile hüzün dolu ortak bir öykümüz ortaya çıkıyor.  Onun babaannesi benim doğduğum yer olan Kırklareli'den Selanik'e göç etmiş, benim dedem Dimitris'in doğduğu Selanik'ten Kırklareli'ne göç etmiş. Yani mübadele etmiş  iki ailenin torunlarınin buluşmasıydi gece, çok hüzünlendim. Sabah Armin'in kahvaltısıyla güne başlıyoruz.

Kahvalti sonrasi, balkonlar bitkilerle dolu


 Gezmek için Armin de  bize katılmak istiyor. Birlikte Beyaz Kaleyi,  Aya Sofya'yi geziyoruz. Ve tarihi turistik yerleri gezen bir otobüs ile şehri dolaşıyoruz. 


Beyaz Kale

Küçük Aya Sofya

Türk hamamı


Armin yorulup evin yolunu tutuyor,  biz Yalçın ile iflah olmaz bir şekilde yürümeye devam ediyoruz. Bir Osmanlı hamamıni geziyoruz ve barların olduğu sokakta akşam üstünü bira içerek karşılıyoruz. Sonra da deniz kenarından Dimitris'in evin yolunu tutuyoruz. Deniz kenarı gezinenler ile tıklım tıklım dolu. Mısır, pamuk şekeri, kuruyemiş satanlar. Türkiye'den bir  deniz şehri manzarası gibi. Dimitris evde yoktu, Armin ile vedalaşıp ayrılıyouz. Keyifli bir tren yolculuğu düşlerken; okuyarak, yazarak gidebileceğimiz ama kompartımana bilet kesilmiş. Kompartımanda bir Yunanlı,  bir Pakistanlı bir de biz varız. Tüm keyfimiz kaçıyor. Selanik treninde Türk bir abla uyarmışti, Yunanistan'da ekonomik krizden dolayı göçmenlerin çok fazla hırsızlık olayına karıştığı ve dikkatli olmamız gerektiği konusunda. Gece boyu çantalarımizi koruyacağız diye diken üstünde uyuyoruz. Sabah erkenden Atina istasyonundayiz. Davetimizi son anda kabul eden Suzanne'in evini bulmak için yollara düşüyoruz. Suzanne işe çıkmadan sırt çantalarımizi bırakmamız lazım. Yetişiyoruz, Suzanne 45 yaşında,  Finlandiyalı, işe bisikletle giden bir kadın. Güzel Sanatlar Fakültesi'ni bitirmiş.  Çöplerden nesneleri toplayıp onlara sanatsal anlamlar katıyor. Kargalakları toplayıp onlardan ilginç tasarımlar yapmış. Kısa bir görüşmeden sonra biz şehri tanımaya o da bisikletiyle işe gidiyor.  Yunanistan'da genellikle skuter tarzı motorsikletle işe gidiyorlar. Hem kadınlar hem erkekler. Bisiklet yaygın değil. Akropolisi gezmeye gidiyoruz. Dionysos adına antik tiyatro, Zeus adına devasal tapınak. Tabi ki çağrışımlariyla insanın ruhunu besliyor. Ama Antik Yunan'a dair eserlerin çoğu Ege'de sanırım, biz de onları iyi koruyamamisiz.  Tüm günümüz Antik kenti gezerek geçiyor.

Dionysos Tiyatrosu

Zeus Tapınağı

Akropolis


38 derece sıcak bizi bir hayli yoruyor. Geceyi Suzanne ile balkonda geçiriyoruz. Atina'da 2. günümüz Sokrates' in kaldığı hapishaneyi gezmekle başlıyor. Sonra tavernalarin olduğu Plaka bölgesindeki sokakları ve anarşistler tarafından iktidardan kurtarılmis mahalleyi gezdik. Rojava için dayanışma afişleri vardı duvarlarda.



Senato binası, Çipras da içerde olmali

Tavernalar

Anarşist mahalleden



Yunanistan'a dair en güzel şeylerden biri de, balkonların çoğu büyük bitkilerle dolu. Sanırsın ki evlerden orman fışkırmis. Beton şehirlere biraz olsun ruh katmış. Kıbrıs Rum kesiminden bir gezgin daha geldi, Yunanlılar sağolsun gezginleri dışarda bırakmamak için tüm olanaklarını zorluyor. Dimitris de Suzanne de sağolsun son dakika davetlerimizi kabul edip bizi ağırladılar. Gece konser varmış,  Suzanne hem Kıbrıslı Lubna'yi hem bizi davet ediyor. Lubna gitmek istiyor, biz ise hem çok yorgunuz hem de ikisi o kadar iyi Ingilizce konuşuyor ki gece boyu muhabbetin içinde ezilecegiz.  Evde kalmayı tercih ediyoruz. 
3 sabahtir Suzanne işe gitti biz de  mahalledeki parka kahvaltımızi yapmaya geldik. Bu sabah da Suzanne' in Yunan kahvesini içtikten sonra sırt çantalarımizi alıp vedalaştık. Bu tanıdığım ikinci Finli kadın ve ikisi de günlük yaşam kültürü bakımından birbirine çok benziyor. Bisikletle işe gitmeleri,  2. el eşyaları alıp kullanmaları, çöpe atılmış nesnelerden dekoratif malzemeler üretmeleri. Kapitalizmin dayattığı tüketim çılgınlığından kendilerini uzak tutmalari. Suzanne'ye yanımdaki tek kitabımı Mine Söğüt'ün "Deli Kadın Hikayeleri" kitabını hediye ediyorum. Dilini anlamıyor ama çizimleri çok beğeniyor. Daha önce tüm kütüphanesini komün bir yaşam alanına verdiğini yeniden kütüphane oluşturmaya başladığını söylemişti,  ben de en güzel hediyenin bu olabileceğini düşündüm.
Sabah kahvaltı için parkımizin yolunu tutmuşken pazarın içine düştük. Biraz zeytin, birkaç yumurta alalım istedik. Para almadılar,  mahçup olduk.  Son gün kahvaltımızi da parkta yapınca plajin yolunu tuttuk. Plajları çok kalabalık değil ve halk plajı. Atina'da ulaşım kişinin oto-kontrolune bırakılmış,  bilet alıp almaman sana kalmış ama yakalandığında cezası fazla. Halk genelde sorumluluk bilinciyle alıyor biz de paramız bitmesin diye almadan kullandık toplu taşıma araçlarını. Bir saatlik hava alanı yolunda tedirgin olsak da yakalanmadik. Yunanistan bizim için çok pahalıydi. 

24 Temmuz 2015 Cuma

KAFAMIZI KARIŞTIRAN SEYAHAT ROTALARI



Uzun yıllardır hep Hindistan'a gitmenin hayalini kurduk; Ganj Nehri'ni görecektik, Budist tapınaklarini gezecektik, Hint pazarlarında dolaşacaktik. Bunun için bir rota çıkardık;
Iran,  Pakistan, Hindistan,  Nepal,  Bhutan ( dünyanın en mutlu ülkesiymis) ve Çin.
Araştırmalarımiz sürerken Yalçın, Myanmar'i  (Burma) da rotaya eklemek istedi. Biraz arastirdigimizda gerçekten Budist tapinaklariyla  büyüleyici. Türkiye'de Konsolosluğu yok. Vize için 350 euro istedi şirket ama Bangkok'tan bir günde az miktar bir ödemeyle vize alınabiliyormus. Bu bilgiden sonra Bangkok'tan vize alabilmek için  başka bir rota çıkardık;
Endonezya,  Malezya,  Tayland,  Kamboçya,  Vietnam,  Bangladeş,  Myanmar, Hindistan,  Nepal, Bhutan.
Bu defa bu rota için araştırmalara başladık.  Seyahat Sağlığı Merkezi uzun süreli (50 gün) bir yolculuk olduğu için 5 farklı aşı öneriyor. Bu aşıların arasına da birer ay gerekiyormuş. Bu riski de göze alamadık. Bu rotayı bir sonraki yıla erteledik.
Yeni rotamız ise şimdi; Yunanistan, Macaristan, Slovakya, Avusturya, Çek Cumhuriyeti, Almanya,  Polonya, Litvanya, Letonya, Estonya.
Schengen vizemiz hazır,  Asya ülkelerinin büyüsünden sonra Doğu Blok ülkeleri biraz soğuk gelicek ama şimdi yollara düşüyoruz.

16 Temmuz 2015 Perşembe

Uluslararası Bir İşbölümü

Warmshower'dan kısa ama ilgi çekici bir davet almamla başladı bu bir haftalık güzel macera. Alman bir çift imişler ve Almanya'dan Yeni Zelanda'ya bisiklet ile gidiyorlarmış, iki gece bizde konaklayabilir miymişler? 

Böyle uzun bir yolculuk öyküsü duyup da merak etmemek ve kabul etmemek büyük bir kayıp olurdu bizler için.

Gerze merkezde birilerine sorarak eve kadar gelmişler. Kısa otobiyografik sunumlar yaparak birbirimizi tanımaya çalıştık. Konağın etrafında birçok eksik işi görünce hep birlikte çalışabilirizi teklif ettiler. Uzun yol yolcularıdır, yorgundurlar deyip çok iş yapmak istemedik birlikte. Biz de onları her pazar yapılan  GERDAK'ın (Gerze Dağcılık Kulübü) yürüyüşüne davet ettik. Sabah 7'de uyanmak üzere ve 8'de yola çıkmak üzere sözleştik. Sabah tam 7'de oda kapılarının açılma sesine uyandık. Ah! Bu Alman'ların dakikliği. Bunu nasıl beceriyorlar? 

Sabah hep birlikte dağlarda, bol çiçekli bir yayla yürüyüşü yapmanın heyecanındaydık.


Leonie ve Philip, Karadeniz'in ahşap evleriyle

Gerdak ekibi, Karadeniz dağ köylerinin meşhur ahşap su yalağında, sıra sıra

Leonie'nin yayladan topladığı çiçeklerden ördüğü taç

Geçen yıl aynı tarihlerde yaptığımız bu yayla yürüyüşü, bizi rengarenk çiçekleriyle büyülemişti. Ama bu yıl havalar serin gittiği için yayla yeni yeni çiçekleniyordu. Bir çiçek cümbüşü ile karşılaşacağımızı hayal ederken hevesimiz kursağımızda kaldı. 

Akşamüstü Gerze'ye geldiğimizde bu defa başka bir Alman çiftin onları almam için otogarda beni beklediklerini belirten mesaj aldım. Bu çift de otostop ile Kars'tan İstanbul'a gidiyormuş. Onları da alıp eve geldik,.

Onlar otostopta beklemekten biz de dağlarda yürümekten yorulmuştuk. Konağın serin holünde hem dinlenip hem de tanıştık.

çayla yorgunluğumuzu atma faslı

Elisabeth ve Birk gelirken kocaman bir karpuz almış, akşam yemeğimizi de Anadolu usulü bir yeryüzü sofrasında yemiş olduk.


yeryüzü soframız
Leoni ve Philip illaki bahçede çalışmak istiyor, aylarını bisiklet sürüp tek hareketle geçirmekten sıkılmışlar ve farklı aktivetelerde bulunmak istiyorlar. 

Birlikteliğimizin 2. gününde bahçede taraça yapımına devam ettik, Elisabeth ve Birk de yardım etti. Erkekler toprağı kazmakla uğraşırken, kadınlar konağın etrafındaki dağınıklılığ  toplama, ot biçme gibi işlerle uğraştı.

erkekler taraça ile uğraşıyor

kadınlar çevre temiziğinde
 Leonie nerden bulduysa konağın çok eski bir çalı süpürgesini bulmuş, uçan süpürge misali.


Elisabeth, bel boyundaki otları biçmede

Leonie domateslere sırık bağlamada
yorgunluk sonrası defneler altında mola

Gün boyu çalışıp da iyice yorulunca hep birlikte denize gittik. Gerze'nin üstünü kaplayan kurşini bulutların altında denizle kendimize geldik. 

deniz sonrası çay bahçesi

Philip akşam yemeği için pizza yapabileceğini söylüyor, eve dönerken pizza için malzemelerimizi alıyoruz. Mutfakta hararetli bir çalışma başlıyor.


pizza için sebzeler hazırlanıyor

Philip hamuru hazırlıyor

O gece yeryüzü sofrasında 9 kişiydik ve Philip 10 tepsi pizza yaptı.


pizzalar hazır

bu kadar geniş bir ekip olup da birçok etkinliği bu kadar uyumlu bir şekilde yapabilmek, çok keyifliydi

3. gün öğlene doğru Elisabeh ve Birk'i uğurladık, konağın önünde son hatıra fotoğrafımız


Leonie'nin Malatya pazarı ile tanışması

Yalçın Malatyalı olduğu için evde birçok kuru meyve ve reçel var, yolculukları için Leonie ve Philip'e kuru meyve hazırlıyoruz.

Akşam yemeği için bizler yemeği üstleniyoruz, onlar da tatlı yapmayı  üstleniyor. Yağız güveçte sebzeli, kaşarlı somon balığı yapıyor ve yanına da pilav, onlar da krep tarzı geleneksel bir Alman tatlısı yapıyor. Son akşam yemeğimizi de yine uluslararası bir işbirliği ile yapıp yiyoruz. 


Yağız'ın enfes yemeği



Alman çiftin enfes tatlısı
Yemekten sonra uzun uzun  muhabbet ettik, özellikle Türk'lerin ve Alman'ların kullandığı ünlemler üzerine bir hayli güldük. Yolculuk için bütçelerini sorduk.
Peynir fabrikasında, iplik fabrikasında çalışıp koyun kırpma gibi işlerle uğraşarak kişi başı 8.000 euro biriktirmişler ve bu para Almanya'dan Yeni Zelanda'ya yolculuk paraları.


çantalar bisiklete yerleştirliyor


son bir hatıra fotoğrafı

yolunuz açık olsun




Keyifli bir haftalık paylaşımlarımızdan geriye anı defterimizde yazdıkları not ve Philip'in anı defterine çizdiği taraçalı bahçenin resmi ve bu bahçeye koyduğu 'Felsefe Bahçesi' adı kaldı.

 anı defterimizde Almanca birkaç not




Philip'in hissiyatıyla 'Felsefe Bahçesi'


yol izlenimlerini anlattıkları blogları:

http://weltradlenker.de/